Kaspar Hauser
Beyrut
← Ana Sayfa
Hikaye·10 Nisan 2026

Beyrut

Burak Çetinkaya

İlk hikayemi yazdığım bilgisayarımı dokuz bin
beş yüz elli liraya sattım. Bilgisayarımın yanında da bir adet mouse ve
kulaklık hediye ettim. Artık yazmıyorum ya da yazmaya elverişli bir ortamda
yaşayamıyorum. Arkadaşlarıma bahsederken her seferinde güldükleri o mevsimlik
pamuk işçisi olma hayalimi gerçekleştirdim. Adana çok sıcak. O sıcakta çadırda
uyumaya çalışmak delilik. Necip Fazıl’ın Hasta Kumarbazın Ölümü’nü okudum. Ben
de daha fazla düşünmemek için kumar oynuyorum ve kumar oynayamadığım bir gün
olursa ölmeyi düşünüyorum.

 

Macar bir ev sahibem olmasını dilerdim.

 

 Ailemin
ve arkadaşlarımın müthiş baskısıyla terapiye gittim. Terapiye direnç
gösterdiğimi söyledi terapistim. Üç ay kadar boş konuşmuşum. Karşılıklı güveni
sağladık. Kumar sevgimden ve düşünmemem gerektiğinden bahsettim. Kumar dışında
faaliyetler olduğundan, spor yapmamın fayda sağlayacağından bahsetti. Kumarı
bırakmamın benim için en doğru şey olacağını düşünen terapistime kezzap
fırlattım. Belki de sporun bir seçenek olması gerektiğinden bahsettiği için
kezzap fırlatmışımdır. Yüzüne fırlatmadım ama artık bir kanun kaçağıyım.
Antep’ten Halep’e geçtim, Halep çekilecek çile değil. Halep’ten Şam’a geçtim.
Şam’da baristalık yaptım.

 

Americano; double espresso üstüne su

Latte; espresso üstüne süt

Espresso; espresso.

Double Espresso; biraz daha fazla espresso

 

Şam’da hayat çok güzel. Ahmet’le tanıştım.
Barbut atıyoruz. Söz verdi beni pokere de götürecek. Türkiye’de izlemediğim
Türk dizilerinin hepsini Şam’da izliyorum. Kurtlar Vadisi, Ezel, Aşk-ı Memnu,
Muhteşem Yüzyıl, Muhteşem Yüzyıl Kösem. Beren Saat çok güzel, Ezel iyiymiş.
Ahmet beni ne zaman pokere götürecek bilmiyorum ya da poker oynanan bir yer
biliyor mu onu da bilmiyorum. Ahmet’le fazla vakit kaybetmemeliyim. Üç aydır
Şam’dayım, bir üç ay daha kalamam.

 

Günde otuz ile elli arası kahve yapıyorum.

 

Pazartesi; en yoğun olduğum ikinci gün. Sabah
vardiyasındayım. Kafe işlek bir caddede, İstanbul’un Levent’i denilebilir.
Kahve içmeden ayılamayan Suriyeliler, americano çoğunlukta olmak üzere
sırasıyla, espresso ve latte alıyorlar. Laktozsuz süt kavramı ya da badem sütü
kavramı burada oturmuş değil. Türk Kahvesi de yok.

Salı; izin.

Çarşamba; öğlen vardiyası. En fazla otuz beş
kahve yapmışımdır, Latte ağırlıklı.

Perşembe; sabah vardiyası. Amerikano’ya
bağımlı bir Suriyeli popülasyonu var.

Cuma: işi bırakmak isteme sebebim.

Öğlen vardiyası. Elli tane kahve pişiriyorum.

Latte açık ara önde. Yumuşak içim kavramı
oturmuş değil.

Cumartesi- Pazar; sabah vardiyası. Tek tük
Latte.

 

Şam’dan Beyrut’a geçme planlarım var. İç savaş
kovalıyorum. Beyrut’a gittim, Ahmet’e de söyledim. Hamra’da çok iyi
kumarhaneler var. Rulet makinası bile koymuşlar. Ama tehlikeli. İyi para
kazanırsan hızla topuklaman lazım. Beyrut güzel. Gemmayze’de bir daire, limanı
bir daha patlatmazlar diye düşünüyorum. Americano yaparım yine. Bir de kız
bulurum, Rahşan Affı’na kadar idare eder beni. Yemekler de güzel. Şam’da yemek
kötü, yağlı. Umarım iç savaş olur. Beyrut’ta belki 21 de oynarım. Beş altı sene
önce yediğim afili dayaktan sonra 21’e tövbe etmiştim. Fikirtepe’de, Atari’nin
mekanda, kağıt sayarsan, dayağı yersin. Üç tane yarma gibi bıyıklı adam, bir
beyzbol sopası, bir muşta, iki kaburga kırığı, beş diş kaybı, altı günlük kumar
bedeli kadar hastane masrafı. Kağıt saymak İstanbul’da mümkün değil. Fikirtepe
tehlikeli bir yer. Ahmet Şam’da kumarhane var mı bilmiyor. Yeni bilgisayar ve
sarı bir şapka aldım. Yeniden yazıyorum. Rahşan öldü, para aklamıyorsan af
mümkün değil.